Düşünmeden yazdım

En son güncellendiği tarih: Oca 6

Bir site açtım kendime, yazı yazmak için. Şu an bu satırları ise sitede değil eski word formatımda yazıyorum. Belki siz şu an siteden okuyorsunuz bunu, onu bilemiyorum işte. Okuyana selam olsun, gel beraber delirelim email adresim aşağıda bir yerlerde yazıyor. Ama öyle kafaya huni takıp sokaklarda bağırmalı delilikten söz etmiyorum. Öyle bir delilik ki benim dediğim, sabah kalkıp işe geleceksin, sırf bir bir unvan alman “gerekiyor” diye sabahtan akşama kadar küfürler ederek çalışacaksın. Sadece bu satırları yazarken keyif alabileceksin. Sevmediğin insanları onaylayacaksın. Akrabaların senin meslek sahibi bir avukat olduğunu düşünüp aferin ulan yapıyor bir şeyler bu çocuk dediğinde kendinle gurur duyman gerektiğini hissedeceksin. Eee nasıl gidiyor diye sorulduğunda sana, aynı noolsun ofise gidip geliyorum ehehe (: diceksin. Kitap okumak yerine Yargıtay kararları okuyup; gerçekten okumak, izlemek istediklerine enerji harcayamayacaksın. Çünkü ruhundan hazırdan yemişsin sana dünya kadar vakit verseler de ruhunda bir bozukluk kalmamış ki keyif ve hazlar otomatından kendine bir şeyler ikram edesin. Hazıra dağ dayanmaz bilirsiniz. Yani insanlar dışarıdan muhtemelen senin Bakırköy’e kapatmalık deli olduğunu düşünmeyecekler. Bakırköy Adliyesi’ne gittiğin içinse gayet makul bulacaklar. Sakin normal bir insan işini gücünü yapıyor koşturuyor işte diyecekler. Asıl deliliğin, tüm bunların delilik olmadığını söyleyen dünyada olduğunu anlayacaksın. Sürekli yorulmanın, kendini harcamanın normal olduğu dünyada aslında gerçek deli sensin. Görünüşte senden normaliyse yok. Bunları göze alıp benimle delirmeye var mısın? Hayat cidden seksle bulaşan ölümcül bir hastalık mıymış? Bence öyleymiş. 10-11 yaşlarımda nasıl düşünüyorsam yine aynı noktadayım, selam olsun sana küçük insan. Seni çok sevdiğimi bilmelisin. Ama küçük insan beni affet seni hatırlayamıyorum. Ne yaşadın hiç emin olamıyorum? Duygularını mı bastırdın, kendi duyguların yerine başkalarının öğütlerini mi pusula belledin? Diğerlerinin mutluluğu, onların onayı senin için daha mı önemli oldu? İsteklerini bastırıp korkunun mu seni yönlendirmesine izin verdin? Ödün koptu kesin, çok korktun dimi? Mutlu olduğun ufacık anları, o koca kalbinle sevdiğin insanları sıkıca sarıp göğsüne bastırdın dimi? Dile gelmez, sadece seninle kalacak ne çok şey yaşadın kim bilir. Yalnız değilmişsin ama biliyor musun? Elinden tutacak bir büyüğün varmış, o da benmişim. Biraz geç kaldım büyüdüm belki ama sana karşı hatalarımı telafi edicem. Ne olursa benimle kalacak ve değişmeyecek iki insan var, biri öldü ve ruhu başka bir alemde. Biri büyüdü ve küçük kalan kendi paralel evreninde yaşıyor. İşte bu iki insan hep benimle kalacak, tutkalla yapışmış gibi bağlı kalacağım onlarla. Çünkü onlar büyümüyor, yaşamıyor, dönüşmüyor. Onları yok edemezsiniz çünkü zaten yoklar. Gerçeklikle işleri yok onların. O yüzden hep benimle kalacaklar ve kendi pusulamı oluştururken onların resmini, anısını bir köşeye iliştireceğim. Onlar asla terk etmezler. İkisinden biriyle evrenlerimizi buluşturup orada bir ortak küme kurmak, sarılmak, biraz kalbimizi birbirimize gösterelim isterdim. Evet tam olarak bunu isterdim. Bana bunları sağlayabilir misin ki evren? Olsun hiç önemli değil, böyle içimde tutmak da güzel.

İşte minik insan, senin serzenişlerini ben daha yeni duydum. Sesin geç geldi. Bugün hayata bakış açımı oluşturan düşünceleri sen 12 yıl önce falan kağıda yazmışsın zaten, ben onu yeni bulmuşum. Gülsek mi ağlasak mı o hallerine, ya da hallerimize? Bir arpa boyu almadık mı dersin, ben demem. Seninle bir ortak nokta bulduğuma, sesinin bana ulaşmasına sevinirim ancak. İyi ki yazıya dökmüşsün acılarını da ben de paralel evrende yine yazıyla sana seslenircesine sesini duyduğumu bağırıyorum. Daha neler var önümüzde, değişecek mi değişecek mi alın yazgısı gibi bize yapışmış dünya algısı? Pozitifliği sömüren insan ruhundan bile prim kasan düzene inat biz devam mı böyle? Su akar yolunu bulur diyelim bari her zamanki gibi. Ama seni mutlu etmeden mutlu olamam ben bunu unutma. Anca beraber kanca beraber. Seni elinden tutarım, söz tüm sevdiklerin de ya yayında ya kalbinde olur, beraber huzur buluruz. Dünya o kadar da kötü bir yer değilmiş galiba deriz. Ya da hala kötü bu boktan yer ama beraberken her şey güzel deriz sevdiklerimizi çoğaltırız, sadece yapmak istediklerimizi yaparız, ucundan tutar başlarız bir şeylere. Bir bakmışsın zaman geçmiş. Yukarıdaki bizden biraz daha büyük o insanla kavuşuruz artık tüm ruhlar bir oluruz, yumak oluruz. Oraya hazırlanalım biraz da, bu lanet yerden bıktığımızda oradakilerin özlemiyle huzur bulalım. Dünyalılar olarak gerçekten kaçmak istediğimizde öyle yaparız zaten. Aslında gerçeği kabullendik ya kötü bir yer işte burası. Ama kabullenmemiz bu gerçekle severek yaşayacağımız anlamına gelmiyor. Modern dünyada hayatta kalmanın sırrı, hayatta kaldığını unutmaktır. Varoluşu öyle doldurarak öyle çeşitlendirerek yaşayacaksın ki var olduğunu unutacaksın. Eğer o kavrama kafayı takarsan vay haline. Ben taktım. Ama hayat bu kadar kötü bir yerken ne yapmayacağım biliyor musun? Daha da kötü bir hale getirmeyeceğim bu süreci. Kendime borçluyum bunu, sana borçluyum. Kendi öz ihtiyaçlarımı, şefkat gereksinimimi; sen küçük insana, henüz büyümemiş kendime yönelterek yine kendimden kaçıyorum belki. Hani kendim için iyi bir şey yapmak yerine “küçüklüğüm” için yapıyor gibi. Ya da dünyanın ıssız yalnızlığında hep orada olacak küçük Aslı’yı kendime yoldaş edinip coping mekanizmalarımı böyle harekete geçiriyorum. Olsun, bu gerçekler bir şeyi değiştirmez. Acıyla baş etmek için çeşitli yollara başvuran, her şeye rağmen savaşan insanları gerçekçi olmamakla suçlayamazsınız. Acı sanata dökülmeden, üzerine şarkılar yazılmadan, binlerce insanı birbirine bağlamadan öylece içimizde yok olup hallolup gitseydi cidden patlatalım gitsindi dünyayı. Olmaz öyle şey. Acısından kendini yaratmaya, kendine seslenmeye çalışan, kendi için mücadele eden, bazen kendisine rağmen mücadele eden insanlara kızamazsınız. Ya da kızın fark etmez her duyguyu hissetme özgürlüğünüz sizin de dibine kadar var. Dünyadaki her şeyde kendi yansımanızı görmeye sizin de hakkınız var. Hakkınız yoksa da var, yoksa da yapın gitsin. Bireyselcilik önemli, önce birey sonra toplum. Temelin düzgün olmazsa, önce bir tanecik dik duran direk dikmezsen ortaya çıkan bina birilerinin bir tarafına girer. Benim bu yazmalarım, dönüştürmelerim terapatik bir etki yapar mı? Hadi uzmanlar, görüş bildirme sırası sizde. Benden bu kadar. Şirin bir şekilde, hayatın anlamını çözmüş bir bıcırık gibi felsefe kasmaya bugün halim yok. Hayatın anlamını deşmeye halim yok. Basit bir şekilde özetini çıkardım zaten yukarıda. Neyse dedim ya kendime borçluyum, başkasına değil. Bu saçma düzende yerimi açacağım. Kimse bilmese kitlelere ifade etmesem de olur galiba. Ama bir nebze de olsa huzur barındıran, bana dünyanın acımasızlığı unutturacak alanları yaratmaya niyetliyim.Madem geldik çekicez. Küçük Aslı’nın dediği gibi, “Ben hayata finish desem de sevdiklerimden ayrılmaya pek meraklı değilim.”. O yüzden oyna devam.

Not: Psikopat değilim, word formatı emojiye dönüştürmesin diye gülücük ifadesini (: şeklinde yazdım. Minik bir detay.

130 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Ampulü yaktım korkumu kırdım

Bir değişiklik yapayım dedim ve aklıma yazı fikri gelir gelmez yazmaya koyuldum. Bunu yapmama müsaade eden zaman bolluğuma ve anlık yaşam koşullarıma teşekkür ederim. Hep negatif olmayacak, hep sorunl

Yazmak laneti ve hediyesi üzerine

Instagramda karşıma çıkan bir öneri üzerine Netflix'ten Fran Lebowitz adlı yazar hakkındaki mini belgesel serisini izlemeye başladım. Mini derken cidden mini bu arada yedi kısa bölümden oluşuyor. Biyo

Çöplükler ve çiçek bahçeleri

Çöplükte geçirdiğim bir gün. Zamanı önemsiz ama orada geçirdiğim süre ömrümden 10 yıl götürmüş olabilir. Bazen insan koltuğundan kalkmadan da çöplüklere uğrayabiliyor ya neyse. Birilerine dokunur mu d

 

İletişim

Okuyup da bana söylemek istedikleriniz olursa beklerim. Mail adresim biraz eski evet...

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

Kız ve Kedi