Yazmak laneti ve hediyesi üzerine

Instagramda karşıma çıkan bir öneri üzerine Netflix'ten Fran Lebowitz adlı yazar hakkındaki mini belgesel serisini izlemeye başladım. Mini derken cidden mini bu arada yedi kısa bölümden oluşuyor. Biyografik, nükte ve sarkazm dolu epey zevkli bir seri. Hanımefendiye bayıldım hayatımın geri kalanında onun hayranı olmayı planlıyorum. Ama yazıda onu tanıtmayacağım çünkü kendisi hakkında yeterince bilgim yok ve kısa bir google araması sonucu bulabileceğiniz detayları yazmamın manası olmadığını düşünüyorum. Ya da bundan biraz daha vaktinizi alacak şekilde sözünü ettiğim belgeseli izleyebilirsiniz. Martin Scorsese yönetmiş bu arada, öhöm.

Fran Lebowitz'in söylediği bir cümle aklıma takıldı. Sadece iki bölüm izledim bu arada, biraz beklesem belki daha ilginç bir şeyler bulurdum ama yapacak bir şey yok. Şu anın kölesiyim.

Diyor ki, yazmayı gerçekten seven ve aynı zamanda işinde çok iyi olan sadece bir profesyonel yazar tanıyorum. Böyle bir şeydi. Yazmayı çok sevip da yazar olan kişi sayısı azdır bence diyor işte. Biraz düşündürdü. Kendime yazar diyemem elbette ama bu fikri kendi yazma maceralarıma göre şöyle bir ele alacağım. Yaratıcılıkla alakalı diğer alanlar için de bu sözün doğruluk payını değerlendireceğim, inanılmaz önemli(!) düşüncelerimi paylaşacağım! Çok değerli (!) yazma kariyerimi anlatacağım!


Ders notu veya yapılacaklar listesi haricinde daha özel şeyler yazmaya nasıl ve ne zaman başladım? İçimi dökmeyi, bunu yaparken kelimelerle dans etmeyi nasıl buldum? İlkokulda yazdığım günlükleri saymıyoruz. Beş sene önce, psikolog tavsiyesiyle. Yaz dedi yani kadın gözünden tanıdı içinde dolup taşan lavlar ve ırmaklar olan kişiyi. Söylediklerimden olabilir. İçimden çıkamayan düşünce ve duygular saçma sapan şekilde dışarıya akıp duruyordu. Kısacası kendimi tanımak ve içimi sağlıklı bir biçimde akıtmak için iyi bir yoldu yazmak. Beş yıldır yazmaya çalışıyorum. Buraya kadar iyi ama sıkıntı olan benim bunu düzene oturtmamış olmam. Bi sayfalarca yazıp, bi tamamen salmak. Ayrı ayrı defterlere yazıp dağınık gitmek. İçimden döküleceklerden korkup kalemi elime almamak. Anlatacaklarım o kadar çok ki nereden başlayacağım diye dertlenmek. Dedim belki kendimi fazla zorluyorum, belki de ben sevmiyorum yazmayı bu kadar erteliyorsam, korkuyorsam. Ama yazma güdüsü de gitmiyor. Şu an yazarken sevdiğim şey ise çok düşünmeden kendimi filtresiz yansıtabilmek. Yani tabii ki düşünüyorum ama beynimi otomatik pilota alıp öyle, zihin kağıda saf akıyor. Ne yazacağım diye düşünmeden direkt başlamak, 100 saat düşünüp her kelimeni tartmaktansa çok daha etkili ve efektif bir çalışma yöntemi bence bu. Başlayınca gerisi gelir, her şeyde olduğu gibi. Yazarken beyninin diğer kısmı çalışıyor sanki ve bunu düzene oturtup bir şaheser yazmanın tadını tahmin bile edemiyorum. Konudan çok sapmayalım, kısacası yazmak hem bir lanet hem bir hediye gibi. Lanet, çünkü boşaltman gereken, çokça yoran ve dizginlenmesi zor biriyle yaşıyorsun: beyninle. Ve olumsuz hisler seni bastırıyorsa bir müjdem var, daha güzel yazıyorsun. Ruhun daralırken, yazmak isteyen tarafın oohhh yine başlıyoruz diyor. Hediye, çünkü çok basit; yazıyorsun ortaya iyi kötü bir şey çıkıyor, geçmiş yazılarına dönüp kendini tartıyorsun, kendini keşfediyorsun, bir üretim süreci yaşıyor beyninde. Yazıya veya hayatın diğer alanlarına dair yeteneğin olup olmadığını keşfedebilirsin mesela. Tabii tüm bunların yanında beyninde kelimelerin dans edişi, sonra birbirlerine kenetlenişi, hislerini çeşit çeşit üslupla anlatmak insana acayip bir haz veriyor. Ama yazmak veya en azından yazmaya başlamak öyle aşırı huzurlu, safi keyifli, sahilde arkadaşlarla oturmak gibi bir eylem değil bence. Belki hazzı daha yoğun ama inceden huzursuzluk giriyor işin içine. Dondurma reklamı gibi konuştum biraz. Bu işi meslek olarak yaparken duyduğun kaygılar kısmına girmiyorum, yazmanın kendisinin verdiği kaygıdan bahsediyorum. Gondola biniyor, korku filmleri izliyoruz. İnsan hayatın anlamını sırf keyifte bulmuyor, onu zorlayacak şeyler de lazım. Korkudan ölürken o gondol bize eğlence de veriyor. Yazmak da biraz bunun gibi bence. Ve ne kadar yazarsan yaz sanki içeride bir şeyler kalmış gibi hissediyorsun. Sürekli dolan bir havuzu boşaltmaya çalışmak gibi yazmak. Tam yaklaşırken doruk noktasının yukarı gittiği bir dağdasın. Ama galiba olay havuzu tamamen boşaltmak, zirveye çıkmak değil, yorucu da olsa dinlene dinlene eylemlere devam etmek. Havuz taşsın istemeyiz. Bazılarımızın boşaltması gereken havuzları var ve bunu yapmak aslında eğlenceli.


Duyduğum bir cümleden buralara geldim, allah bilir kadın bambaşka şeyler kastetmişti. Belki işini pek sevmiyor mesela. Ama sözü beni rahatlattı. Yazı yazmak benim için müzik dinlemek gibi bir keyif değil çünkü, daha komplike. Yazı yazmayı çok severim demek yerine ben bir şeyler yazıyorum demeyi tercih ederim, daha doğru. Ondan garip bir şekilde dediğini anladım ve hoşuma gitti. Anlamak haddime mi onu da bilmiyorum afhagsjhaj ama benim anlayamayacağım bir nokta buldum. Gerçek yazarlara bu iş için para ödeniyor. Hobini mesleğin yapıyorsun. Sevdiğin işi yapıyorsun. Bunu ben bilemem ama meslek haline dönüşen uğraş belki yavan gelmeye başlıyordur yazarlara ve diğer sanatçılara. Sevdiğin işi yapmak - yaptığın işi sevmek konularına takık olan beni ise bu ihtimal korkutmuyor.

Kendince bir şeyler yazmaya başlamak en azından denemek için kocaman birikimlere sahip olmaya gerek yok bence. Çıkış noktam çok basit. Yazıyorum çünkü anlatacaklarım var.

68 görüntüleme2 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Ampulü yaktım korkumu kırdım

Bir değişiklik yapayım dedim ve aklıma yazı fikri gelir gelmez yazmaya koyuldum. Bunu yapmama müsaade eden zaman bolluğuma ve anlık yaşam koşullarıma teşekkür ederim. Hep negatif olmayacak, hep sorunl

Çöplükler ve çiçek bahçeleri

Çöplükte geçirdiğim bir gün. Zamanı önemsiz ama orada geçirdiğim süre ömrümden 10 yıl götürmüş olabilir. Bazen insan koltuğundan kalkmadan da çöplüklere uğrayabiliyor ya neyse. Birilerine dokunur mu d

Şikayet etmem gerekiyor, patlayacağım

Söylemiş miydim bilmiyorum ama çoğu insanın sıkıntısını çektiği kolektif sorunlardan bahsetmeyi seviyorum. Kendim de bir bütünün parçası olma hissini sevdiğimden olabilir, eminim bunu önemseyen başkal

 

İletişim

Okuyup da bana söylemek istedikleriniz olursa beklerim. Mail adresim biraz eski evet...

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

Kız ve Kedi